Viya Blog

Her Güne Bir Film- 7. Koğuştaki Mucize

7.koğuş

İnternette dolaşırken 7. Koğuştaki Mucize filmine yapılan bir yorumu okudum.  Haydi izleyelim akşama diyerek planlarımıza ekledik. 2 saat kadar süren bir film. Filmi izlerken hissettiklerimi sizinle paylaşmak isterim.

Film  başladığı sahnede ilk dikkatimi çeken son idamın 1984 yılında uygulanmış olduğunun söylenmesi oldu.  Son idam cezasının nasıl ve kime uygulandığını merak ettim.  Bununla ilgili araştırmalarımı başka bir yazıda derlemeyi düşünüyorum. Dönelim filme.

Zihinsel engelli bir babanın ve kızının hikayesini anlatıyor gibi görünse de film de çok daha fazlası var.  Filmin başrollerinden Memo zihinsel engelli bir babadır. Kızı Ova ise ilkokula gitmektedir.  Tabii neden derken buluyor insan kendini.  Şu an her ne kadar oldukça azalmış olsa da zihinsel engelli bireylerin evlendirilmeleri çok da az görülen bir durum değildi geçmişte.  Evliliğin her şeyi çözeceği düzelteceği inancı bugün bile devam etmekte değil mi? Ancak filmde zihinsel engelli toruna sahip olan babaanne torununu evlendirdikten sonra hem torununa hem de torununun çocuğuna bakma sorumluluğu ile karşı karşıya kalıyor. Yani evlilik hiçbir zaman sorun çözmez.

Zihinsel engele bakış iki uç ile de gösterilmiş. Bir uçta hoşgörülü ve yardımcı  diğer uçta ise örseleyici ve ötekileştirici  kasaba sakinlerini görüyoruz. Böyle bir tezatlığın içinde Ova’nın babası ile ilgili kafa karışıklığı yansıyor. Bazı yerlerde babasına ebeveynlik yapan bir çocuk,bazı yerlerde babasını arkadaşı yapan, bazen ise koruyucu güçlü bir  babaya ihtiyaç duyan o küçük kızı görüyoruz.

İşlemediği bir suç nedeni ile tutuklanan Memo’nun sorgu sırasında suçu işlediğine dair itirafa zorla parmak bastırılması ile film başka bir yöne dönüyor. Hapishanede zihinsel engelli olup küçük bir kızı öldüren biri olmak. Tabii ki hepimizin bildiği hapishanedeki şiddet sahneleri ile devam ediyor.  Nasıl olur da hapishane müdürü ve gardiyanlar Memo’nun zihinsel engelli olduğunu anlayamazlar diye sinirlenirken buluyorsunuz kendinizi. Sağlamdır raporunun insanların görmelerini nasıl engellediğini anlamak çok da kolay değil. Ancak otorite söz konusu ise itaat kaçınılmazdır. Başlarda itaat eden bir hapishane yönetimi görülürken sonrasında mahkumlar tarafından Memo’nun zihinsel engelli olduğunun fark edilişi ile devam ediyor sahneler. Burada klasik hapishanelerde olanlar kural ihlalleri v.s konularına girmek istemiyorum. Ova’nın hapishaneye gizli sokulması v.b gibi….

Burada mahkumlar arasında yapılan bir ayrıma da değinmeden edemeyeceğim; kader mahkumları ve diğerleri. Aslında yaşamdaki ayrım hapishane içinde de gerçeği çarpıtarak devam etmektedir. Kendi kızını öldüren baba kader mahkumu sayılırken başka bir kızı öldüren adi suçlu sayılıyor. Bir suç saygınken diğeri katiyen kötü. Evet bu da toplumumuzun diğer bir yansıması değil mi? Türlü sebeplerle indirime uğrayan kadın cinayetlerini hepimiz okuyoruz. Bunu haklı bulan kesimlerle de karşılaşıyoruz maalesef.

Bence filmdeki en büyük mucize hapishane koğuşundaki insanların değişim mucizesi. Koğuştaki herkes Memo ile dünyayı farklı görmeye başlıyor.  Ova’nın koğuşa getirilmesi ile mucize daha da gözler önüne seriliyor. Asporoz’un babalığını sorgulayıp balıkçı olmaya karar vermesi ve koğuştaki diğer mahkumların değişimi mucizenin ta kendisi bence.  Dünyayı bir çocuğun gözünden görmek  diyoruz ya işte o duvarda ağacı görebilen Ova’nın gözleri ile dünyayı görebilmek. Ova’ya her mahkumun suçunu “hastalık” adı ile anlatması dikkati çeken bir diğer nokta.  Dolandırıcılık hastalığını anlatan mahkuma Ova’nın “Evet benim okulumda arkadaşım da ekmeğimi çalmıştı” yanıtını vermesi suçların belli gelişim dönemlerindeki aksamalar ve sapmalar ile bağlantılı olduğunu gösteriyor.

Diğer önemli noktalardan biri Sıkı Yönetim Komutanı’nın tutumu. Kızını kaybeden babanın acısını izlerken hepimiz hissedebiliyoruz. Ancak Memo’nun suçsuz olduğunu görmek istememesi. Filmden sonra bunun üzerine düşünürken buldum kendimi. Suçsuz olduğunu bildiğiniz birinin idamla cezalandırılması ve hayatının sona erdirilmek üzere olduğunu bilmek. Birini cezalandırma hırsı, öfkesi artık kızını kaybeden babanın acısını hissettiremez hale getiriyor. Burada Yarbay’ın acısını öfkeye dönüştürdüğü, belki de zihinsel engelli biri ile dalga geçen kızına olan öfkesinin Memo’ya yansıdığını düşünebiliriz.  Ki filmin başında Heidi’li çantayı isteyen Memo’ya vuran Yarbay’ın kendi kızının Memo’yla dalga geçmesinde de görmek mümkün.

Burada Tek Gözlü Dev’de gizlenen  asker kaçağı olan ve her şeye şahit olan karaktere de değinmek gerekli.  Yarbay’ın öfkesi kadar kaçağın korkusu ve bencilliğini anlamak çok mümkün değil.

Beni düşündüren bir diğer sahne ise Memo ile yer değiştiren diğer mahkumun idama götürülüşü. Birinin kurtuluşu diğerinin ölümü demek . Stefan Zweig, Amok Koşucusu kitabında insanların yaşamlarını bir anlam için nasıl feda ettiklerini anlatır. Kızını öldüren mahkumun kendi yaşamı ile Memo’nun yaşamını takas edişini izlerken, koğuşun hatta tüm hapishane çalışanlarının ve komutanın bu adamı ölüme nasıl gönderdiğini de görebiliyoruz.  İntihar onaylanan hatta takdir edilen bir olgu olarak karşımıza çıkıyor. Kendi kızını öldürmenin suçluluğu ile birini kurtararak başa çıkmaya çalıştığını hatta idam sandalyesine kendisinin vurduğu anda intiharın nasıl kabul edilir olduğu görülüyor.

Aslında film boyunca Yeşil Yol filmi de zihnimin bir köşesinde kaldı. Memo idam edilecek mi yoksa kurtulacak mı? Ancak eğer bu şans ise herkesin Memo gibi şanslı olamadığı da diğer bir gerçek.  Tabii birinin şansının diğerinin hayatının sonuna gelmesi anlamına gelmesi diğer bir handikap.

Filmin sonunda irtica eden Memo ve kızı ile ilgili şimdiki yaşamlarına dair hiçbir sahne olmaması zihnimde filmi yarıda bıraktı. Aslında son olarak verilen sahne yeni başlayan bir mücadele.

Film boyunca kanunu savunan adamların çiğnedikleri kanunlar ve kanunları işletebilmek için görmezden geldikleri gerçekler- ki bu da bir suçtur-ile kanunları çiğneyen mahkumların adaleti sağlama çabaları kim suçlu kim suçsuz karmaşası içinde bırakıyor.

Uzm.Psk.Nilüfer YALINÇETİN